6 Şubat 2013 Çarşamba

Kalbin bir anda farklı atmaya başlaması: Endişeler

Yaşımın ilerlemesiyle birlikte artık bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyorum. Bu değişimi de her türlü şekilde yaşıyorum tabi ki. Çocukken hissettiğimden daha sağlıksız hissediyorum mesela kendimi. Bırakamadığım alışkanlığımın zaman zaman halsizlik veren yönünün yanında vücudumun içinde oluşan garip durumlara artık daha bi şu şekilde yaklaşmaya başladım: "Şuram şöyle lan yoksa şey olmasın." Ancak yinede kendimi sağlıklı biri olarak görüyorum. Tabi bu sağlık faktöründe gözlerim beni en çok yarı yolda bırakan şey olsa gerek. Çocukken kartal gibi gören ben gözlük takmaya başlamamla bir anda bazı şeyleri kabul etmem gerekti. Bu egosal çöküş sanırım değişecek çoğu şeyin habercisiydi. En büyük endişem sanırım aileme bir şey olması. Ailenizden uzaksanız aklınızın bir köşesinde olur bu endişe. Gelen her telefondan bir kötü haber alma korkusuyla karşılaşırsınız. Böbrek üstü bezlerinin iç kısımlarından ufak bir adrenalin salgılandığını hissedersiniz. Sanki bir mürekkep gibi vücudunuza yayılır. İşte o anda "Lütfen" demekten başka çareniz kalmaz. Normal bir "Alo" dahi sizi o anda dünyanın en mutlu insanı yapar. Sonra neden ailenizden uzak olduğunuzu düşünürsünüz. Çoğu vatandaş gibi üniversite için şehir dışına çıktım. Ailemi memnun etmeyen bir karar oldu belki çünkü ben anormal bir bölüm seçmiştim: Sinema...  Memur bir ailenin çocuğu olarak cidden radikal bir adımdı bu. Hala annem bu dertten yakınır. Ben de düşünmüyor değilim "Ne bok yiyorum ben?" diye. Gerçi bu sorudaki zaman kipi yanlış oldu. "Ne bok yiyeceğim ben?" Bazen kendimi amerikan film şirketleriyle anlaşma imzalarken veya Türkiye'de vizyona giren filmimle herkesi kendimden söz ettiren veya çektiğim reklam filmleriyle sektörün aranılan elamanı olarak veya da bir dizinin reji ekibinde yer almış uykusuz ama mutlu biri olarak düşünüyorum. İyi para kazanacağımı filan demiyorum tabi sonuçta paradan söz etsem ayıp şimdi size. Her neyse bu kadar hayalin yanında tabi endişe faktörüyle mutasıp işsiz olarak da görüyorsunuz. İşte o zaman ne bok yiyeceğinizi hafiften tahmin edebiliyorsunuz. Bazen ben de diyorum öğretmenlik tarzı bir şeyler okusaydım da çocukluğumdan beri süre gelen şu "Ne olacağım?"ın cevabını vermiş olsaydım diye. Neyse kendimi pek de genç hissetmeme rağmen gencim lan! Ee tabi gençlikle beraber arketipsel olarak bilince yazılmış bir faktör dürtüyor sizi. Rahatsız ediyor tabi haliyle illet. Eş bulma ve hayatı idame ettirecek bir canlı varlık lazım oluyor. (İdame kelimesini de idam olarak hatırlamam ironik olsa gerek) Bu mahlukat da olmayınca bir de onu bulma endişesiyle yanıp tutuşuyorsunuz adeta. Bazı zamanlar çok üst noktaya çıkmıyor değil tabi. Her neyse daha fazla uzatmayalım. Yoksa giderek kendinizi hikayeme kaptıracaksınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.